“Düşmedim, çarpmadım ama dizim ağrıyor” diyorsanız, bu durum genellikle eklem kıkırdağının zamanla aşınması, menisküslerin hücresel düzeyde yıpranması veya diz kapağındaki biyomekanik dizilim bozukluklarından kaynaklanır. Travma dışı gelişen bu sızılar; yaşlanma, fazla kilo ve yanlış yük aktarımı gibi faktörlerin eklem içi dokularda yarattığı kronik deformasyonun bir sonucudur. Görünür bir kaza olmaksızın ortaya çıkan ağrılar, vücudun taşıyıcı sistemindeki yorulmanın veya sistemik bir inflamasyonun habercisidir. Erken müdahale, dizin biyolojik ömrünü koruyarak cerrahiye gerek kalmadan fonksiyonel sağlığın geri kazanılmasını sağlar.
“Düşmedim, Çarpmadım, Dizim Ağrıyor” Şikayeti Bize Aslında Ne Anlatıyor?
Diz eklemi, sadece kemiklerin üst üste durduğu basit bir menteşe değildir. Kıkırdakların, menisküslerin, bağların ve kasların kusursuz bir uyum içinde çalıştığı dinamik bir yapıdır. Her adım atıldığında, merdiven inip çıkıldığında veya çömelindiğinde vücut ağırlığının katbekat fazlası bu eklemin üzerine biner. İlerleyen yaş, fazla kilolar veya genetik faktörler bir araya geldiğinde, eklemin içindeki kayganlaştırıcı yüzeyler ve şok emici yastıkçıklar zamanla fonksiyonunu yitirmeye başlar. Travma öyküsü olmadan başlayan ağrılar, aslında vücudun biyomekanik işleyişinde bir şeylerin ters gittiğine dair verdiği çok değerli bir uyarı sinyalidir. Bu sinyaller genellikle yavaş yavaş başlar; sabahları hissedilen kısa süreli bir tutukluk veya uzun bir yürüyüş sonrası ortaya çıkan hafif bir sızı, zamanla kronik ve günlük hayatı kısıtlayan bir probleme dönüşebilir. Bu nedenle gözle görülür bir kazaya bağlanamayan ağrıların altında yatan asıl sebebi bulmak, kalıcı hasarların önüne geçmek için hayati bir adımdır.
Diz Ağrısının Hissedildiği Bölgeye Göre Hastalığın Kaynağı Nasıl Anlaşılır?
Diz anatomisi, kendi içinde farklı kompartmanlara ayrılan son derece detaylı bir yapıdır. Hastaların ağrıyı en yoğun şekilde hissettikleri temel anatomik bölgeler şunlardır:
- Ön diz
- İç yan kısım
- Dış yan kısım
- Diz arkası çukuru
Bu bölgelerin her biri, aslında dizin içindeki farklı bir mekanik veya biyolojik sorunun habercisi gibidir. Dizin ön kısmında, tam diz kapağının çevresinde ve altında hissedilen sızılar genellikle diz kapağının yörüngesinden sapması sonucu oluşan sürtünmelere veya tendon problemlerine işaret eder. Dizin iç kısmında, yani diğer bacağa bakan yüzeyinde hissedilen ağrılar ise toplumda en sık karşılaşılan sorunlardan olan iç menisküs yırtıklarının veya bu bölgedeki kıkırdak aşınmalarının tipik bir göstergesidir. Yürüyüş dinamiği gereği vücut yükünün büyük kısmı dizin iç tarafına aktarıldığı için, kireçlenme de genellikle ilk olarak bu bölgeden başlar. Dizin dış kısmındaki ağrılar sıklıkla koşucularda veya bisiklet kullananlarda tekrarlayan hareketlere bağlı olarak gelişen bağ sürtünmelerini akla getirirken; dizin arkasındaki dolgunluk, gerilme ve kısıtlılık hissi genellikle eklem içi sıvının dışarıya doğru fıtıklaşmasıyla oluşan kistlerin bir sonucudur.
Diz Ağrısına Eşlik Eden Takılma veya Kilitlenme Hissi Ne Anlama Gelir?
Ağrının şiddeti ve karakteri kadar, dizin hareketleri sırasındaki mekanik tepkileri de sorunun ne olduğunu anlamada büyük önem taşır. Yürürken, merdiven inip çıkarken veya sandalyeden kalkarken dizin aniden kilitlenmesi ve saniyeler boyunca hareket ettirilememesi, genellikle eklem boşluğuna düşmüş serbest bir kıkırdak parçasının veya büyük bir menisküs yırtığının iki kemik arasına sıkıştığını gösterir. Bu durum menteşesi arasına taş sıkışmış bir kapının tam kapanamamasına veya açılamamasına benzer bir his yaratır. Öte yandan normal bir şekilde adım atarken dizin aniden gücünü kaybedip bükülüvermesi, yani halk arasındaki tabiriyle “boşalma” hissi, çok daha farklı bir mekanizmanın ürünüdür. Bu boşalma hissi, kronik bağ gevşekliklerinde, üst bacak kaslarının diz eklemini güvenli bir şekilde taşıyamayacak kadar zayıfladığı durumlarda veya diz kapağının anlık olarak yerinden oynaması neticesinde ortaya çıkan bir güvenlik kaybı ve refleks yanıtıdır.
Travma Olmadan Başlayan Diz Ağrısı İçin Muayenede Hangi Yöntemler Kullanılır?
Tanı sürecinin en kritik ve vazgeçilmez aşaması, klinik ortamda yapılan detaylı ve titiz bir fizik muayenedir. Muayene esnasında hekimin diz üzerinde dikkatle analiz ettiği yapısal özellikler şunlardır:
- Eklem sıvısı
- Kas atrofisi
- Bağ stabilitesi
- Bacak dizilimi
Bu analizler yapılırken ağrıyan diz asla tek başına değerlendirilmez; kişinin doğal yapısını anlamak için her zaman sağlıklı diz referans noktası olarak kabul edilerek karşılaştırma yapılır. Muayene sırasında eklem yapılarını test etmek için spesifik ve yönlendirilmiş manevralar uygulanır. Menisküslerin durumunu anlamak için diz belirli açılarda bükülürken kaval kemiği sağa ve sola döndürülerek eklem aralığında ağrı veya takılma sesi aranır. Çapraz bağların esnekliğini veya yapısal bütünlüğünü anlamak için diz hafif bükülü pozisyondayken kaval kemiği öne ve arkaya doğru itilip çekilerek esneme payı ölçülür. Yan bağların sağlamlığı ise dize yanlardan kontrollü bir baskı uygulanarak eklemin normalden fazla açılıp açılmadığı kontrol edilerek anlaşılır.
Diz Ağrısı Teşhisinde Röntgen veya Emar Çektirmek Her Zaman Şart mıdır?
Pek çok kişi diz ağrısıyla hekime başvurduğunda hemen ileri teknoloji ürünü görüntüleme cihazlarına yönlendirilmeyi bekler. Ancak her diz ağrısında detaylı radyolojik taramalara başvurmak gerekli ve doğru bir yaklaşım değildir. Diz ağrısı teşhisinde başvurulan en temel radyolojik görüntüleme seçenekleri şunlardır:
- Ayakta çekilen röntgen
- Manyetik rezonans
- Ultrasonografi
Görüntüleme yapılması gerektiğinde, ilk adım neredeyse her zaman basit bir röntgen çekimidir. Ancak bu röntgenin yatarak değil mutlaka hasta ayakta dururken ve bacaklarına kendi vücut ağırlığını verirken çekilmesi gerekir. Yatarak çekilen bir röntgende yerçekimi etkisi olmadığı için eklem aralığı normal görünebilirken, ayakta yük altındayken kemiklerin birbirine ne kadar yaklaştığı, yani kıkırdak kaybının gerçek derecesi çok daha net bir şekilde ortaya çıkar. Manyetik rezonans ise kıkırdak, menisküs ve bağlar gibi yumuşak dokuların milimetrik detaylarını görmek için kullanılır. Ancak tedavi planlaması hiçbir zaman sadece bir emar raporundaki yazılara göre yapılmaz; ekrandaki görüntüler ile hastanın hissettiği ağrı ve muayene bulguları birbiriyle eşleşmek zorundadır.
Diz Ağrısına Yol Açan Kireçlenme (Gonartroz) Vücutta Nasıl Bir Tahribat Yaratır?
Halk arasında yaygın olarak diz kireçlenmesi ismiyle bilinen gonartroz, aslında eklem yüzeylerini kaplayan ve kemiklerin pürüzsüzce kaymasını sağlayan teflon benzeri kıkırdak dokusunun zamanla aşınması sürecidir. Bu aşınma süreci yaşlanmayla birlikte doğal olarak gelişebildiği gibi; obezite, genetik faktörler veya geçmiş yıllarda fark edilmeden birikmiş mikro-travmalar nedeniyle çok erken yaşlarda da ortaya çıkabilir. Kireçlenme hastalığının ilerleyişinde radyolojik ve klinik olarak gözlemlenen değişimler şunlardır:
- Kıkırdak yumuşaması
- Eklem aralığında daralma
- Kemik kenarı çıkıntıları
- Kemik yüzeylerin sürtünmesi
Süreç ilerledikçe vücut, zayıflayan eklemi daha stabil tutabilmek için bir savunma mekanizması geliştirerek kemiklerin kenarlarında yeni sert çıkıntılar oluşturur. Bu çıkıntılar hareket sırasında çevre dokulara batarak ağrıyı artırır. Kireçlenme ağrıları genellikle sinsi başlar; sabahları yataktan kalkarken veya uzun bir araba yolculuğu sonrası araçtan inerken atılan ilk adımlarda yoğun bir sızı hissedilir. Hareket ettikçe, eklem ısındıkça bu ağrı hafifler, ancak günün sonunda yorgunlukla birlikte tekrar şiddetlenerek kişinin yaşam kalitesini ve psikolojisini derinden etkileyecek boyutlara ulaşır.
Yaşlanmaya Bağlı Menisküs Yırtıkları Diz Ağrısı Yapar mı ve Tedavisi Neden Farklıdır?
Menisküsler, diz ekleminde uyluk ve kaval kemikleri arasında yer alan, her adımda ortaya çıkan şoku emen ‘C’ harfi şeklindeki jelatinöz kıkırdak yapılarıdır. Genç bireylerde ve sporcularda menisküs yırtıkları genellikle dizin aniden ve şiddetle dönmesiyle oluşurken, kırklı yaşlardan sonra ortaya çıkan yırtıkların çok büyük bir kısmı yaşlanmaya bağlı hücresel bozulmalardan kaynaklanır. Yaş ilerledikçe menisküs dokusunun içindeki su oranı azalır, elastikiyetini sağlayan kolajen liflerinin dizilimi bozulur ve yapı tıpkı güneşte kalmış eski bir araç lastiği gibi kendi kendine kurumaya, saçaklanmaya ve en ufak bir harekette bile çatlayıp yırtılmaya müsait hale gelir.
Bu tip yırtıkların iyileşme potansiyeli çok düşüktür çünkü menisküsün iç kısımları kan dolaşımından tamamen yoksundur ve beslenmesini sadece eklem sıvısından sağlamaya çalışır. Bu nedenle yaşa bağlı hücresel aşınma ile oluşan yırtıklarda hemen cerrahi müdahaleye başvurmak yerine, öncelikle ameliyatsız tedavi stratejileri devreye sokulur. Menisküs yırtıklarında uygulanan ameliyatsız tedavi stratejileri şunlardır:
- Kilo kontrolü
- Özel egzersizler
- Fizik tedavi
- Biyolojik enjeksiyonlar
Eğer yırtılan parçalardan biri eklem arasına sıkışıp dizin mekanik olarak kilitlenmesine yol açmıyorsa, bu yöntemlerle diz çevresindeki kaslar güçlendirilir ve menisküsün üzerindeki günlük basınç azaltılarak hastanın ağrısız bir hayata dönmesi amaçlanır.
Kadınlarda Sık Görülen Ön Diz Ağrısı (Patellofemoral Sendrom) Nasıl Çözülür?
Travma öyküsü olmayan genç yetişkinlerde ve özellikle kadınlarda diz ağrısının en büyük sorumlularından biri, tıp dilinde patellofemoral ağrı sendromu olarak adlandırılan durumdur. Diz kapağı, bacak her bükülüp açıldığında uyluk kemiğinin önündeki özel bir oluk içinde adeta rayların üzerindeki bir tren gibi yukarı ve aşağı kayarak hareket eder. Eğer kalça çevresi ve üst bacak kasları arasında kuvvet açısından bir eşitsizlik varsa, diz kapağı bu oluk içinde tam ortadan kaymak yerine dış tarafa doğru sürtünmeye başlar. Bu kronik sürtünme zamanla altındaki kıkırdağı tahriş eder.
Hastalar bu durumu en çok merdiven inip çıkarken, yokuş aşağı yürürken, çömelirken veya sinema, uçak yolculuğu gibi dar alanlarda uzun süre dizleri bükülü şekilde oturduklarında artan şiddetli bir sızı olarak tarif ederler. Bu sorunun çözümünde cerrahi müdahalenin yeri yok denecek kadar azdır; tedavinin anahtarı tamamen biyomekanik dengeyi yeniden kurmaktır. Ön diz ağrısı olan kişilerde biyomekanik dengeyi sağlamak için kullanılan yöntemler şunlardır:
- Kas kuvvetlendirme
- Germe egzersizleri
- Patellar bantlama
- Özel destekli dizlikler
Bu uygulamalarla diz kapağını içe doğru çeken kaslar güçlendirilir, arka bacak kaslarındaki gerginlikler esnetilir ve diz kapağının tekrar doğru rotada, sürtünmeden hareket etmesi sağlanarak kıkırdak üzerindeki baskı ortadan kaldırılır.
Diz Ağrısını Biyolojik Yollarla Durdurmak İçin PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Ortopedik rahatsızlıkların tedavisinde cerrahiye giden süreci yavaşlatmak, kıkırdak yıkımını durdurmak ve eklemin biyolojik ömrünü uzatmak için hücre biliminden faydalanılan yenilikçi yöntemler giderek daha ön plana çıkmaktadır. Bunların başında, hastanın tamamen kendi hücrelerinin kullanıldığı PRP işlemi gelir. Bu tedavi, koldan alınan bir miktar kanın gelişmiş santrifüj cihazlarında yüksek hızda çevrilerek kırmızı kan hücrelerinden ayrıştırılması ve iyileştirici gücü olan trombosit hücrelerinin yoğunlaştırılarak tekrar diz eklemine enjekte edilmesi işlemidir.
Trombositler, normal şartlarda vücutta bir yer kanadığında o bölgeye giderek pıhtılaşmayı sağlayan ve hasarı onaran savunma hücreleridir. İçlerinde çok güçlü doku onarım maddeleri barındırırlar. Bu yoğun hücre sıvısı ağrıyan diz eklemine verildiğinde, kıkırdak ve menisküs yüzeyindeki hasarlı bölgelerde biyolojik bir tamirat süreci başlatırlar. Ortamdaki enflamasyonu, yani mikropsuz iltihabı baskılayarak ağrıyı azaltır ve hücresel yenilenmeyi tetiklerler. Kortizon gibi sadece ağrıyı geçici olarak maskeleyen kimyasalların aksine, dokunun biyolojik dengesine müdahale ederek doğal bir rahatlama sunarlar.
Diz Ağrısını Hafifleten Hyaluronik Asit (Sıvı Diz Protezi) Kimlere Önerilir?
Sağlıklı bir diz ekleminin içinde, kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen, hareketi son derece pürüzsüz kılan ve dışarıdan gelen darbeleri başarıyla emen, yumurta akı kıvamında bir eklem sıvısı bulunur. Bu koruyucu sıvının en önemli yapı taşı hyaluronik asittir. Kireçlenme hastalığı ve hücresel yaşlanma süreciyle birlikte eklem içindeki bu doğal sıvının hem üretim miktarı azalır hem de kalitesi bozulur. Sıvı, zamanla adeta su gibi akışkan hale gelerek yoğunluğunu ve koruyucu özelliklerini tamamen yitirir. Halk arasında sıklıkla sıvı diz protezi olarak isimlendirilen bu tedavide, dışarıdan laboratuvar ortamında özel olarak üretilmiş asit türevleri doğrudan diz boşluğuna enjekte edilir. Hyaluronik asit tedavisinin eklem içinde üstlendiği temel görevler şunlardır:
- Yüzeyleri kayganlaştırma
- Şok emilimi sağlama
- Sürtünmeyi azaltma
- Hareketi kolaylaştırma
Bu uygulama, mekanik olarak çalışan ancak yağı bittiği için gürültü çıkaran ve zorlanan bir motorun dişlilerine yeniden uygun viskozitede yağ damlatılması mantığıyla aynıdır. Kıkırdak dokusu tamamen yok olmamış ve dizde geri dönülmez şekil bozuklukları başlamamış hastalarda, günlük hayattaki yürüme konforunu artırmak için oldukça başarılı sonuçlar veren bir seçenektir.
Kök Hücre Tedavisi Diz Ağrısı ve Kıkırdak Hasarında Nasıl Bir İyileşme Sağlar?
Rejeneratif tıp, yani yenileyici tıp alanındaki en umut verici ve teknolojik olarak gelişmiş yöntemlerden biri olan kök hücre tedavileri, insan vücudunun kendi kendini iyileştirme potansiyelini alıp doğrudan hasarlı ve ağrıyan diz eklemine odaklama prensibine dayanır. Bu klinik işlemde, genellikle hastanın göbek çevresindeki yağ dokusundan veya leğen kemiği içindeki ilik sıvısından alınan ham hücreler, aynı seans içinde ameliyathane şartlarında özel filtreleme işlemlerinden geçirilerek saflaştırılır. Elde edilen bu güçlü hücre kokteyli dize zerk edilir.
Kök hücreler, vücuttaki diğer tüm hücrelere dönüşebilme, hasarlı dokuyu tanıma ve yeniden yapılandırma yeteneğine sahip inanılmaz derecede akıllı hücrelerdir. Diz eklemine ulaştıklarında sadece ağrıyı kesmekle kalmazlar; aynı zamanda kıkırdak yıkımına neden olan ve dokuyu eriten zehirli enzimleri bloke ederek biyolojik bir onarım şantiyesi kurarlar. Bu tedavi, özellikle eklem hasarının belirli bir seviyeye ulaştığı ancak henüz tamamen kemik kemiğe sürtünme aşamasına gelmediği hastalarda, daha büyük cerrahi müdahaleleri yıllarca erteleyebilen oldukça güçlü bir tıbbi silahtır. Kök hücre uygulamasının sonuçları bir ağrı kesici yutmuş gibi aynı gün içinde ortaya çıkmaz; bu karmaşık hücresel reaksiyonun oturması ve dokunun yenilenmesi için birkaç haftalık bir süreç gerekir.
Diz Ağrısının Arkasında Yatan Gizli Romatizmal ve Sistemik Hastalıklar Nelerdir?
Eğer bir dizde hiçbir fiziksel travma olmamasına rağmen aniden şiddetli bir ağrı, ciddi bir şişlik, yoğun bir kızarıklık ve dokunulduğunda hissedilen bir ısı artışı başlıyorsa, sorunun sadece kıkırdak veya menisküs yıpranmasından kaynaklanmama ihtimali çok yüksektir. Böyle tablolarda tüm vücudu ilgilendiren sistemik hastalıklar mutlaka detaylıca araştırılır. Diz ağrısına neden olabilen ve mutlaka ekarte edilmesi gereken sistemik sorunlar şunlardır:
- Romatoid artrit
- Gut hastalığı
- Yalancı gut
- Ailesel Akdeniz ateşi
- Septik artrit
Mekanik sorunlardan kaynaklanan kireçlenme gibi hastalıklarda sabahları yataktan kalkarken hissedilen eklem tutukluğu genellikle on beş yirmi dakika içinde kendiliğinden açılarak kaybolur. Ancak romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıklarda bu sabah tutukluğu saatlerce, hatta bazen tüm gün sürebilir. Gut hastalığı ise genellikle beslenme tarzıyla da bağlantılı olarak kanda yüksek seviyelerde dolaşan ürik asit kristallerinin diz gibi büyük eklem boşluklarında birikip adeta cam kırıkları gibi batmasıyla oluşur. En acil müdahale gerektiren tablo ise eklem içine dışarıdan veya kan yoluyla bakterilerin yerleşmesi sonucu oluşan septik artrittir. Yoğun ateş ve titremeyle seyreden bu tabloda eklemin acilen yıkanarak iltihaptan arındırılması, kıkırdak dokusunun hızla erimesini engellemek için zorunludur.
Kapalı Ameliyat Olarak Bilinen Artroskopi Diz Ağrısına Hangi Durumlarda Çözüm Sunar?
Diz artroskopisi, dizin ön yüzeyinden açılan sadece birkaç milimetrelik küçük deliklerden, ucunda yüksek çözünürlüklü fiber optik kamera bulunan ince borular ve çok özel mikro cerrahi aletlerle eklem içine girilerek yapılan gelişmiş bir kapalı ameliyat yöntemidir. Büyük cerrahi kesiler yapılmadığı, kaslar ve bağlar kesilmediği için hastanın doku iyileşmesi çok hızlı olur ve normal hayata dönüş süresi oldukça kısadır.
Artroskopi, travma dışı gelişen diz sorunlarında özellikle mekanik engellerin ortadan kaldırılması için kusursuz ve nokta atışı bir araçtır. Menisküsün yaşlanmaya bağlı oluşan dejeneratif yırtıklarından kopan ve eklem arasına girerek dizin hareket etmesini engelleyen, adeta bir takoz görevi gören parçaların temizlenmesi için sıklıkla tercih edilir. Ayrıca eklem faresi denilen, yuvasından kopmuş ve eklem sıvısı içinde serbestçe dolaşarak ağrı yaratan kıkırdak parçalarının çıkartılması için de mükemmel bir yöntemdir. Ancak dizdeki kireçlenmenin çok ilerlediği ve tüm kıkırdak yüzeylerin tamamen aşındığı yaşlı hastalarda, sadece eklemin içini yıkamak amacıyla yapılan artroskopik müdahalelerin uzun vadeli bir fayda sağlamadığı kanıtlanmıştır.
Diz Ağrısını Kesen Protez Öncesi Eklemi Kurtarmak İçin Yüksek Tibial Osteotomi Nedir?
Özellikle elli beş, altmış yaşın altındaki daha genç ve günlük hayatında oldukça aktif olan hastalarda, kireçlenme henüz dizin tamamını sarmamış ve sadece iç kısmında yoğunlaşmışsa, protez ameliyatı yerine kişinin kendi biyolojik eklemini kurtaran koruyucu bir cerrahi yöntem tercih edilir. Yüksek Tibial Osteotomi olarak adlandırılan bu özel müdahale, mekanik olarak yanlış açıyla basan ve sadece iç kenarı aşınan bir otomobil tekerleğinin rot balans ayarının yapılarak düzeltilmesine çok benzer.
Bu işlemde, kaval kemiğinin diz eklemine yakın üst kısmına son derece kontrollü bir müdahale yapılarak bacağın yere basma ekseni değiştirilir. Vücut ağırlığı, dizin kıkırdağı aşınmış, çökmüş ve sürekli ağrıyan iç kısmından alınarak, kıkırdağı tamamen pırıl pırıl ve sağlıklı olan dış kısmına doğru kaydırılır. Bacağın ince hesaplamalarla düzeltilen bu yeni pozisyonu özel metal plaklar ve vidalarla emniyetli bir şekilde sabitlenir. Bu sayede dizin iç kısmındaki o ezici sürtünme ve yıkıcı basınç ortadan kalktığı için kıkırdak erimesi durur, ağrı geçer ve hastanın tamamen kendi doğal eklemiyle uzun yıllar boyunca sportif, sorunsuz ve aktif bir hayat sürmesi güvence altına alınmış olur.
Diz Ağrısını Bitiren Protez Ameliyatı Gerçekten Son Çare midir ve Hayatı Nasıl Değiştirir?
Diz kireçlenmesi son evreye ulaştığında, eklemi koruyan kıkırdak dokusu tamamen harabiyete uğradığında, bacak ekseni gözle görülür şekilde eğrildiğinde ve hastanın basit günlük ev işlerini yapması, markete gitmesi bile tahammül edilemez bir çile haline geldiğinde en kalıcı ve başarılı çözüm diz protezi ameliyatıdır. Toplumda ameliyat korkusuyla genellikle kaçınılan bu süreç aslında modern tıbbın sunduğu en büyük konforlardan biridir. Protez cerrahisi, hastanın kendi kemiğinin kesilip atılması demek değildir; sadece kemik uçlarındaki pürüzlü ve bozulmuş ince yüzeylerin tıraşlanarak, milimetrik hassasiyetle vücut dokularıyla tam uyumlu olan yüksek teknolojili metal alaşımlar ve dayanıklı plastik yüzeylerle kaplanması işlemidir. Diş hekimliğinde çürüyen bir dişe uygulanan porselen kaplama mantığının çok daha gelişmiş ve büyük bir versiyonudur.
Bu cerrahide temel amaç hastayı aylarca eve hapseden, her adım attığında yüzünü buruşturan ve geceleri ağrıdan uykusunu bölen o kronik çaresizliği kalıcı olarak yok etmek; kişiye bağımsız, ağrısız ve hareketli hayatını geri vermektir. İleri mühendislik teknolojisiyle üretilen güncel implantlar, kusursuz cerrahi teknikler ve ameliyat sonrası uygulanan bilinçli bir fizik tedavi rehabilitasyon süreci sayesinde, yerleştirilen bir diz protezinin ömrü yirmi beş, otuz yıllara kadar büyük bir güvenle uzanabilmektedir.

14 yılı aşkın süredir Türkiye’nin farklı bölgelerinde ortopedi ve travmatoloji alanında görev yapan Op. Dr. Burak Gürer, özellikle diz ve kalça protez cerrahisi, spor yaralanmaları, artroskopik cerrahi, el cerrahisi ve ortopedik travma konularında geniş deneyime sahiptir. Halen Balıkesir Özel Nev Hastanesi’nde aktif olarak çalışmaktadır. Alanındaki hızlı gelişmeleri yakından takip ederek yeni teknikleri, implant teknolojilerini ve tanı araçlarını güncel tutar; hastalarına kanıta dayalı tedaviler sunmayı hedefler.
